Menü
Üye İşlemleri
Kullanıcı adı
Şifre
Tavsiye Et
Ad, Soyad:
Gönderen:
Alıcı:
Güvenlik kodunu giriniz:
captcha
E-Mail Bülteni
Ad, Soyad:
E-Mail:
    

RÜZGARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ - Havva ÇATALBAŞ

RÜZGARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

Yazar: Havva ÇATALBAŞ |  Tarih:23 / 1 / 2012


   Yaşlı ve kirlenmiş dünyamıza minicik bir can çığlık çığlığa "merhaba" dediğinde, yeni umutları da beraberinde getirdiği için normal koşullarda her zaman sevinçle karşılanır. Herkes bu haberle dünyadaki savaşları, açlıkları, acımasızlıkları, çirkin olan ne varsa hepsini unutup o tertemiz masum meleğe en güzel dileklerini sunar. Hepsinin ortak arzusu güzel ve mutlu bir yaşam üzerinedir.

 

   O, Aşık Veyseli'in dediği gibi "Uzun ince bir yol"un başındadır şimdi, kendisi bilincinde olmasa da...Bu yolda gün be gün ilerleyecek,yol ayrımlarına gelecek, tercihlerini yapıp dönecek ve hayat yolunda kendi payına düşenleri yaşayacaktır.

 

   Mutlu bir yaşamı pürüzsüz,dümdüz bir yol gibi algılar ve sürekli isteğimiz doğrultusunda gelişen olaylara bağlı sanırız. Oysa bu yol düzlüklerin yanında inişler- çıkışlar, aniden beliren uçurumlar, sürpriz güzellikler, planlı-plansız dönemeçler, dar patikalar ve pek çok tahmin edilemeyen olaylarla doludur. Belki de hayatı bu kadar ilginç ve vazgeçilmez kılan da budur.

 

   Bir bebek dünyaya gelir gelmez bu yolda uzun süre birlikte yol alacağı anne babasının kaderine ortak olur. Daha bu aşamada bile hepsi aynı şansa sahip değildirler. Kimi savaşların, kimi yoklukların,kimi kavgaların içine düşerken; şanslı olanlar sevgi, güven ve bolluk dolu bir ortama doğarlar. Bazıları bolluk içinde sevginin kıtlığını, bazıları da yokluk içinde bol sevgiyi tadarlar. Daha dünyadaki ilk günlerinde kendini buz gibi sokaklarda, cami avlularında veya çöp tenekelerinde terkedilmiş bulanların durumunu anlatmak içinse kelimeler kifayetsiz kalır...

 

   Aslında ilerleyecekleri hayat yolunun büyük kısmı, seçme şansına sahip olmadıkları ebeveynleri tarafından belirlenir. Elbette kendi tercihlerini yapacak yaşa geldiklerinde az da olsa kaderlerini değiştirme şansları da yok değildir.

    Sevgisiz bir ortamda yaşayan,güven duygusu verilmeyen, ihtiyaçları karşılanmayan ve örselenen çocuklar ömürleri boyunca bu boşluğu dolduramazlar. Sevgi ve ilgi yoksunluğu maddi yoksunluklardan çok daha fazla yaralayıcıdır. Özdemir Asaf bunu ne güzel anlatır;

 

"Sevgi evde üretilmemişse,

Başka yerde öğrenmenin

Çok güç olacağını öğrendim." dizeleriyle...

 

   Çevrenizde bırakın başka insanları, kendini bile sevmeyen, herkese düşmanca yaklaşan, kimseyle dostluk kuramayan, yalnız kalmış-veya yalnız bırakılmış- insanları inceleyin; mutlaka sevgiden yoksun bir ailede büyümüşlerdir.

 

   Okullarda panolara bir yazı asılırdı, fazla irdelenmese de;

 

EĞER BİR ÇOCUK;                                                                                      

Eleştiri ortamında yaşarsa, suçlamayı öğrenir.

Düşmanlık ortamında yaşarsa, döğüşmeyi öğrenir.

Alaya alınırsa, utangaç olmayı öğrenir.

Utandırılırsa, suçluluk duygusunu öğrenir.

Hoşgörü ortamında yaşarsa, sabırlı olmayı öğrenir.

Teşvik edilirse, kendine güvenmeyi öğrenir.

Övgü ortamında yaşarsa, takdir edilmeyi öğrenir.

Adil bir ortamda yaşarsa, adaleti öğrenir.

Emniyet içinde yaşarsa, insanlara güvenmeyi öğrenir.

Tasvip görürse, kendini sevmeyi öğrenir.

Dostluk ve benimseme ortamında yaşarsa,

Dünyada sevgiyi bulmayı öğrenir. 

 

   Öncelikle anne babalar, sonra da okullar çocuklarımıza sabrı, özgüveni, adaleti ve en önemlisi de sevgiyi öğretmelidir.          

 

   En basit bir iş başvurusunda bile bir kaç belge ve diploma istenir de, anne baba olmak için hiç bir yeterlilik belgesine ihtiyaç duyulmaz. Oysa dünyanın en önemli görevidir bir çocuğu hayata hazırlamak. Bu iş "Saldım çayıra, mevlam kayıra" mantığıyla olunca acısını tüm toplum çekiyor. Ne yazık ki, iyi yetiştirilen çocukların da büyüdükçe, yaşadıkları ortamlara uyarak değer yargılarını yitirip, yozlaştıklarını gözlemliyoruz.    

 

    Öz ya da üvey ebeveynleri tarafından işkence görmüş, -ne acıdır ki -cinsel istismara uğramış; hatta kasten,dikkatsizlik veya bilgisizlik sonucu yaşam hakkı elinden alınmış çocuklar medyada yer aldıkça vicdanımızı yaralıyor. Melek masumluğundaki bu yavrular bunları mı hakediyor?    

 

    Her şeye rağmen umudumu yitirmek istemiyorum. Çünkü doğan her bebek hala umut olduğunu gösteriyor. Benim minik koalam, tatlı torunum Rüzgar Demir ve tüm çocuklar güzelliklerle dolu bir dünyada yaşasınlar. Nefreti değil sevgiyi öğrensinler. Sokaklarda korkusuzca koşturup,kırlarda uçurtma uçursunlar. Kirli havayı, suyu, yaşam bitmiş gölleri, denizi, doğayı değil; çağıl çağıl akan dereleri, kulaç attıkları tertemiz denizleri, doğada hayvanları, dalında meyveleri görsünler istiyorum.

 

   Karamsar olmak belki de onlara yapılabilecek en büyük kötülüktür. Ama hiç bir şey yapmadan iyimser olmak da yetmez. Her şey bize bağlı. Geleceğe kaygısız bakmak ve onların güzel günler yaşayacaklarına  inanmak istiyorum. Rüzgar ve tüm melekler için... Hiç bir şey imkansız değildir, neden olmasın?




Paylaş: Facebook  Twitter  Stumbleupon  Delicious  Google
Yazarın diğer yazıları

İçerik Rss - Haberler Rss
Tasarım ve Programlama: Omnportal